Son sigaramsın, veremem ellere, çekmeye kıyamam içime...

by eMRe 25. Mart 2010 23:22

  Eveeet, askere gitmeye baya az kaldi, bu aralar evde oturunca surekli de pc başında olunca günde 1-2 paket arası sigara tüketmeye başlamıştım. Sürekli, ulan ben askerde napıcam, nasıl koşucam nasıl yatıp kalkıcam sürüncem diye düşünmeye başlamadım değil :) O yüzden sizlerin de huzurunda sigarayı "şimdilik" bırakma kararı alıyorum Laughing En azından acemi birliği bitene kadar içmeyi düşünmüyorum. Harbiden spor için çok kötü birşey ya.. Kıbrısda öğrenciyken, özellikle ilk yıllarımda (sigaraya yeni başladığım zamanlar) hem sigara içer hemde spor yapardım, haftada en az 2-3 halısaha maçı onun dışında hafta sonlar stadyumda koşardım felan, ve hiç tıkanıklık hissetmezdim..

Sonra işler yoğunlaştı, dersler ağırlaştı, dışarı çıkıp spor yapacak vakit yaratamaz oldum, fosur fosur içmeye devam. Kıbrısdaki iş yerimde ofiste de sigara serbestti dolayısı ile ev iş farketmiyor, sürekli fosur fosur içiyordum..

Derken aradan 3 yıl geçti, ve hiç spor yapmamışım onu farkettim, 400metreyi 64saniyede koşardım, birgün bi vakit buldum arkadaşla stadyuma gittik tekrar, dur ulan dedim, yıllardır sigara içiyorum hiç de spor yapmıyorum bakalım koşabilcem mi ?

Merakla bekliyorsunuz cevabı biliyorum ; alın size cevap : Koştum Laughing 65 saniyede.. Ama asıl muhim olan koştuktan sonrası :)

Eskiden 400metre depar atar, 400metre bitince durmazdım hafif tempoda koşmaya devam ederdim.. Ama bu sefer öyle olmadı, son 50metrede böbreklerim yerinden çıkacak gibi oldu, hırs yaptım ve parkuru tamamladım, tamamlar tamamlamaz kendimi çimlere attım ve 45 dakika kalkamadım, kusmamak için zor tuttum kendimi, başım dönüyor, çenem sızlıyor, kulaklarım çınlıyor, nefes alamıyorum, dalak zaten iptal... of dedim aman allahım noluyor bana böyle.. İşte o zaman anladım sigaranın beni ne hale getirdiğini..

Kondüsyonsuzluk demeyin arkadaşlar, bunun sebebi sigara ben kendimi biliyorum. Sporla sigara bir arada olursa böyle olmuyor, ama birikince böyle gerçekten çok kötü oluyor.. Düşünüyorumda biri cüzdanımı çalsa, adamın peşinden koşsam 400-500 metre sonra yakalasam, yumruk atmaya mecalim kalmaz :)  Ne kadar acizleştiriyor insanı walla..

En azından bu duruma askerde düşmemek için 20 gun öncesinden sigarayı bırakıyorum az da olsa faydası olacağına inanıyorum.. beni destekleyenlere şimdiden teşekkür ediyorum Smile Ve aşağıdaki nacizane parçayı sizlere sunarak son sigaramı yakıyorum...

Etiketler: , , , , , , ,

Genel | Hayatın İçinden

Ve işten ayrıldım...

by eMRe 17. Mart 2010 02:57

O gün geldi, çattı ve bu gün iş yerimden ayrıldım. Yani bir nevi "Askerlik Sebebiyle" istifamı vermiş bulundum. Artık tam zamanlı bir çalışan değilim. İşten biraz erken ayrılmak istedim, çünkü askere gitmeden önce tamamlamam gereken bir çok evrak işi mevcut. Bunların peşinde koşturmak için zırt pırt iş yerimden izin almak beni rahatsız edecekti. O yüzden herkes rahat etsin diye bu gün ayrıldım. Ve rahat rahat evrakların peşinden koşacağım...

Şirketten ayrıldığım için, içim biraz buruk. Alışmış olduğum bir düzen vardı, ve çalışma arkadaşlarımın hepsi gerçekten çok saygı değer, sıcak kanlı ve paylaşımcı insanlardı. Allah herkese umarım öyle iş arkadaşları ve böylesine sıcak bir çalışma ortamı nasip eyler. Nasıl anlatsam bilemiyorum, orada öyle bir ortam vardı ki, sabahları kalktığımda böyle nasıl desem "off yine iş günü, yine işe gideceğim" psikolojisi asla olmadı. Çünkü orayı sanki bir iş yeri gibi değil de ikinci bir ev olarak görüyordum. Yazılımdan bilgisayardan networkten anlayan arkadaşlarla buluşup proje geliştirdiğim bir ev... He bir de iş yerimin evime 20dakkalık yürüş mesafesinde olması bu psikolojimi olumlu yönde tetikleyen etkenlerin en büyüğüydü sanırım.

İş yerinden ayrılmış olabilirim ancak orada çalışırken benim sorumluluğumda olan görevlerde yardım talep ettiklerinde yine yardımcı olmaktayım, olurum da.. Ve asla "ulan ben ayrılmışım işten daha ne yapacam bu adamların işini" demem, diyemem. Çünkü oranın bana kattığı şeylerin yanında iş sonrası gelen bu ufak isteklerin lafı bile edilemez. 

Kendimi böyle insanların arasında ve böyle bir şirkette çalıştığım için çok şanslı hissediyorum. Çünkü Türkiye şartlarında okuduğu bölümle alakalı bir işe giren insan sayısı gerçekten çok az hele bir de sevdiği bir mesleği icra eden insan sayısı ondan da az. Çalıştığım firma bana bunların ikisini de sağladığı için kendilerine teşekkür ediyor ve yazımı sonlandırıyorum...

Not: resim temsilidir, aslen google'ın ofisinden bir görüntüdür.

 

Etiketler: , , , , ,

Genel | Hayatın İçinden

Dünyanın en zeki adamından ilginç tespitler...

by eMRe 16. Mart 2010 03:40

Gecenin köründe tekrar merhabalar,
Aşağıdaki video'yu izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.. Fikrimi merak edenler olabilir diye söylüyorum : söylenilenlere %100 hak vermekte ve katılmaktayım... Denildiği gibi Türkiye gibi bir ülkede şu devirde sadece hayatta kalabilmek ve karnını doyurmak için bile bir insan dahi olması lazım. Ancak bir çok zekice şeyi o kadar içgüdüsel bir şekilde yapıyoruz ki o şeyler artık bize gayet normal, ve zaten olması gereken de buymuş gibi gelebiliyor. 

Acaba gerçekten öyle mi değil mi diye anlayabilmek için hakikaten başka milletleri de yakından tanımak lazım.

Bu satıra geçtiyseniz, video'yu da izlediğinizi varsayıyorum ve sizinle bir anımı paylaşıyorum. Zamanında var olan ingilizce bilgimi geliştirmek ve köreltmemek adına yabancı memleketlerden internet üzerinden arkadaşlar edinmeye başlamıştım. Bir seferinde bir Avusturalya'lıya denk gelmiştim. Neyse muhabbet uzadı ve konu eğitim sistemine geldi. Özellikle benim yabancı memleketleri tanırken ilk dikkat ettiğim şeylerden biri eğitim sistemidir, sistemin öğrenciye ne kadar sahip çıktığıdır. Burdan yola çıkarak hükümetin halkının geleceğini ne kadar umursadığına kadar bir çok kanıya varabilirsiniz...

Neyse.. Eleman bana dedi ki; bizim ülkede üniversiteye gidersin, üniversiteler paralıdır ama okurken kuruş para vermezsin. Bunu devlet senin için karşılar. Ve sen ilerde mezun olduğunda, ne zaman yıllık gelirin 40.000AUD 'ının (yani yaklaşık 32bin amerikan doları) üstüne çıkarsa, devlet senden taksit taksit bu universite paralarını çekmeye başlıyor.

Bende elemana dedim ki; bu sistemi Türkiye'de uygulasalar devlet geri dönüş olarak kuruş para alamaz hiç bi öğrenciden :) Eleman şaşırdı.. Nassı yani ? ( how come ?) dedi :P

Bende cevap verdim : Bir türk bu sisteme dahil olup universiteden mezun olup işe girdiğinde, maaşı yıllık 40bin doların üstünde olsa bile, patronunu ayartır aralarında anlaşır ve o geliri yıllık 39bin dolar olarak gösterir ve o adamın maaşı hiç bir zaman 40bin olmaz ve hiç bir zaman da devlet ondan para talep edemez dedim :)

Bir anlık bir sessizlikten sonra eleman şok geçirdi ve kendisinin bunu nasıl düşünemediğini söyledi.. Ama artık iş işten geçmiş ve eleman çoktan tüm taksitleri ödemişti bile :)

 

Kendisi bunu nasıl düşünemedi ? Şöyle oluyor : ortada tıkır tıkır ve herkese adil olarak işleyen bir sistem var ve herkes halinden memnun ve kimse kafasını sistemi nasıl delerim diye kafa bile yormuyor. Hatta sistemi delmeyi akıllarından geçirdiklerinde bu sefer vicdan devreye giriyor. Çünkü devlet ona eksiksiz dört dörtlük bir hizmet sunmuş, okutmuş, iş sahibi etmiş... Ve insanlar haliyle orda aldıkları hizmetin parasını ödüyorlar ve bunda hiç bir gariplik göremiyorlar. Görülmez de. 

Biz türk milleti olarak hep devletimizden şikayetçi olmuşuzdur. Devletin aldığı her parayı neredeyse haram etmişizdir. Çünkü hiç bilememişizdir verdiğimiz paralar nereye gidiyor ? Bir insan oturduğu bina için konut vergisi çevre vergisi çöp vergisi aydınlatma vergisi ödediği halde, aylardır sokağında lamba yanmıyor, çöpleri hergün toplanmıyorsa bu adam da kaçırabildiği yerden nasıl kaçırabilirim diye düşünmeye başlıyor. Biz devletlerimizi hiç sevmedik sanki, ama devletsiz de yapamıyoruz.. Çok enteresan :) Tarih boyunca kaç kez devlet yıkmışız,üstüne tekrar yenisini kurmuşuz.. Tıpkı "Ne senle, ne sensiz" modundayız :) Ama şunu da unutmamak lazım biraz klişe olacak ama "tek bir devlet yoktur ama tek bir vatan vardır". Diyip, devletimiz için yapmıyorsak vatanımız için yapmalıyız...

Bu yazı pek benim tarzım olmadı sanki, devlet siyaset sistemler felan.. ama yine de yorumlar siz kadirşinaz okuyucularıma açıktır... :D

Askerlik stresi başladı :(

by eMRe 2. Mart 2010 15:02

Ve işte o vakit geldi çattı... Her türk erkeğinin yapması gereken vatani görev beni tam 1 ay sonra hizmete çağırıyor. Bu ayın 15'inde çalıştığım şirketten ayrılıyorum ve geri kalan zamanda askerlik için gerekli olan evrakların koşuşturması için değerlendirmek istiyorum. Bir yandan çalışıp bir yandan da bu işlerle koşuşturmak gerçekten zor... Aynı zamanda çalıştığım şirketin dışında kendi adıma üstlendiğim freelance projeler de mevcuttu. Sonuçta maaşlı çalıştığım için sabah 9 aksam 6 arasındaki vaktimi şirketteki işlerime ayırmak zorundayım. O saatten sonra eve gidince de yemeği olsun birazcık dinlenmesi olsun derken freelance projelere ayırdığım vakit bir hayli azalıyor. Dolayısı ile teslim süreleri gecikiyor. Projelerdeki bu gecikmeyi telafi etmek için de cumartesi pazarlarımı tam gün olarak bu işlere ayırmak zorunda kalıyordum.

Ayın 15'inde şirketten ayrıldıktan sonra kısmet olursa bu vakit içerisinde bu projeleri de bitirip askere öyle gitmeyi planlıyorum. İnsanları yarı yolda bırakmak olmaz, işleri yarım bırakıp askere gitmek hiç ama hiç hoş olmaz takdir edersiniz ki.

Bu kısıtlı zamanda askere gitmeden önce normal şartlarda bu 15 günü kafa dinlemek, dinlenmek, gezmek, tozmak, stress atmak için kullanmam gerekirdi. En azından gönül öyle isterdi. Ancak askerden önce bitirmem gereken bu kadar iş varken bu saydıklarımın hiçbirini yapabileceğimi sanmıyorum. Bu kadar yoğunluğun ardından askere gitmek benim için saki tatil gibi birşey olacak sanırım :)

Lisans mezunu olduğum için kısmet olursa kısa dönem askerlik yapmak istiyorum. Nisan'ın 1-2 ya da 3'ünde yedek subay sınavına gireceğim. Birçok kişinin tavsiyesi sınava son gün girmek, çünkü genelde ilk 1-2gün yapılan sınavlarda TSK işine yarayacağı adamları seçip uzun dönem maaşlı olarak askere alıyor, 3. gün ise genelde kadrolar dolmuş oluyor. Kısa dönem çıkma ihtimali yükseliyor.

Şuanda üniversite okumakta olup da bu blogu takip eden erkek öğrencilere seslenmek istiyorum. Siz siz olun ve okuldan mezun olur olmaz askere gidin ve gelin. Ben askerlikten kaçmadım, okuldan mezun olur olmaz askerlik için başvurdum ancak yer kalmadığını söylediler muayene felan oldum ve bana 14 ay sonrasına gün verdiler. Dilersem erken sevk dilekçesi doldurup daha erken bir evrede askere alınmamı sağlayabilceklerini söylediklerinde aklıma yattı ve dilekçe formunu alıp doldurmak üzere eve gittim, hem biraz da düşünmek için fırsatım olurdu.

Ertesi gün dilekçeyi doldurmaya karar verdiğimde öğrencilik dönemimde staj yaptığım firmadan bana teklif geldi, bir proje olduğunu ve  proje için adama ihtiyacları olduğunu söylediler. Staj yaptığım şirketi çok sevmiştim, ortamı güzel, çalışanlar arkadaş canlısı, sıcak bir ortamı var. Dilekçeyi boşverdim ve görüşmeye gittim, kendilerine 13 ay sonra askere gideceğimi söyledim, sorun olmayacağını söylediler ve işe başladım.

İş işteyken bulunurmuş derler ya, çalışmaya başladığım anda freelance işler de yağmaya başladı, bir de onlara atılınca iş dünyasının içine balıklama dalmış oldum. Ve belli bir düzen oturttum ki yaptığım en büyük hata buydu, Şimdi 10'a yakın müşterim var, projeleriyle düzenli olarak ilgilenilmesi gerekiyor, hosting müşterilerim var, ki benden hizmet almalarının sebebi en ufak bir sorunda cep telefonumdan bana ulaşıp sorunlarını çözdürebilmeleri.

Tüm bu düzen, müşteriler edinildikten sonra kalkıp askere gitmek gerçekten insanı çok strese sokuyor. Ve hani bir plan program yapmak isteseniz onu da yapamıyorsunuz, çünkü şu vakitte kısa dönem mi uzun dönem mi bile gideceğinizi bilemiyorsunuz, ileriyi kesinlikle göremiyorsunuz bu da insanı mahfediyor.

Ben planlarımı kısa dönem üzerine yapmayı yeğliyorum :( en azından gönlümden geçen o. Uzun dönemi düşünmek bile istemiyorum.

Hele bir de askerden sonrasını hiç düşünmek istemiyorum, düşündükçe moralim bozuluyor. acaba geldiğimde tüm müşterilerimi kaybetmiş mi olacağım ? döndüğümde acaba aynı şirkette çalışmaya devam edebilecekmiyim ? Geçimimi nasıl sağlıyacağım vs. bir sürü soru geliyor insanın aklına.

Kısa dönem çıkarsa şayet, en azından iklim şartları açısından çok zorlanmayacağım, Nisan da gidip Eylül'de döneceğim. Kar kış kıyamet pek görmeyeceğim. eee görmeyecen ama bu sefer de sıcaktan kavrulacan diyenleriniz olacaktır, haklısınız! ancak soğuktan donmaktansa sıcakta kavrulmayı tercih ederim :)

Etiketler: , , , , ,

Genel | Hayatın İçinden

Entellektüel Fahişe

by eMRe 29. Ocak 2010 01:36

Solcu, Marks'ın arkadaşı gazeteci Swinton,  1880 'lerde New York Times'ta yazıyor. Gazete satın alındıktan sonra düzenlenen toplantıda, davetli gazeteciler basının onuruna kadeh kaldırmak üzere kürsüye çağırıyorlar onu. Swinton elindeki kadehiyle kürsüye çıkıyor. Çıt yok... 
Ve tarihi cümleler dökülüyor bir bir ağzından. 
"Dünya tarihinin şu anına dek, Amerika'da "Özgür bağımsız basın" diye birşey olmamıştır. Bunu siz de biliyorsunuz biz de..." diye başlıyor sözlerine;  "Hiçbiriniz düşündüklerinizi olduğu gibi yazmaya cesaret edemezsiniz. Bunu yapmaya kalktığınızda yazdıklarınızın önceden basılmayacağını bilirsiniz çünkü. Çalıştığım gazete bana düşüncelerimi özgürce yazmam için değil, tersine yazmamam için haftalık bir ücret ödüyorlar. İçinizde benzer biçimde benzer ücret alan başkaları da vardır. Düşüncelerini açıkça yazacak kadar salak olan herhangi biri, sokakta başka bir iş arıyor olacaktır. Gazetemin herhangi bir sayısında düşüncelerimi apaçık yazmaya izin verseydim, 24 saat dolmadan işimden atılırdım. Gazetecilerin işi; gerçeği yok etmek, düpedüz yalan söylemek, saptırmak, kötülemek, servet sahiplerine dalkavukluk etmek, kendi gündelik ekmeği uğruna yurdunu ve soyunu satmaktır. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de… Öyleyse şimdi burada "bağımsız özgür basının" (!) "şerefine" (!) kadeh kaldırmak saçmalığı da nereden çıktı? Bizler, sahnenin arkasındaki zengin adamların oyuncakları, kullarıyız. Bizler ipleri çekilince zıplayan oyuncak kuklalarız... 
Onlar ipleri çekiyorlar ve biz dans ediyoruz. 
Yeteneklerimiz, olanaklarımız ve yaşamlarımız, hepsi başkalarının malı. 
Bizler entelektüel fahişeleriz.” 
  
Not: Swinton toplantıyı şaşkın bakışlar arasında terk etti.. Gazeteden istifa etti ve kimseden para almaksızın 'John Swinton's paper’ diye tek yapraklı bir "gazete" çıkartmaya başladı.

Etiketler: , , , , , , , , ,

Genel | Hayatın İçinden

Son Yorumlar

Comment RSS